Mustafa Su

Time to talk

Televizyonda haberleri izlerken Başbakan bas bas bağırıyordu. ’ ‘Ne yapayım, köşe yazarına hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’, diyeceksin. Niye? Çünkü bu ülkeyi germeye, ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna müsaade etmeyiz. Çünkü bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiğinde buna hakkın yok.”

Aklıma 2001 krizi geliyor.  Hüsamettin Özkan’ın Halk Bankası üzerinden Sabah-ATV grubuna verdirttiği krediler. Özgür basını besleyen iktidar. Karşısında uçan anayasa. Ve çöken bir hükümet. Kemal Dervişli mesih günleri.

İktidar olarak medyayı besleyeceksin. Enerji ihaleleri vereceksin, Petrol işi olacak, arazi işi olacak. Bunları vereceksin ki medya senin yanında olsun. Ha medya senden yana değil mi? Göndereceksin vergi müfettişlerini. Göndereceksin TMSF yi. Akıllansın adam olsun.

Kollektif  Bilinci hiç duydunuz mu bilmiyorum. Tanımı şöyle “insanda, birey olarak ruhi hayata ait olayları aşan ve zümrenin ortak düşünce, istek ve heyecanlarını temsil eden ortak bir bilinç”. Yeni yeni farkediyorum ki herşey bu kollektif bilince işlenmiş durumda. Tabularımız , ikonlaştırdıklarımız , siyasi iklim , politikacıların davranışları. Hemen bir kaç örnek verelim.

Tespit: A partisi kendi adamlarını devlete yerleştiriyor. Kendi yandaşlarını işe alıyor.
Kollektif bilinç: B partiside olsa aynısını yapardı.

Tespit: İktidar ihaleleri kendi yandaş firmalarına veriyor.
Kollektif bilinç: B partisi olsaydı yandaşlarına verirdi. Ona rağmen iş bitmezdi. Bu adamlar yediriyor ama en azından iş görüyor.

En cahilinden, en okumuşuna, en fakirinden en zenginine, gencinden yaşlısına kimle konuşsanız benzer cevapları alıyorsunuz. Toplumsal bir kabullenme hali var bu gidişatı. Bu sebeple iktidar değişse de sonuç değişmiyor. Düzen değişiyor, düzülen değişmiyor.

Gelelim en başa. Medya iktidar ilişkileri de kollektif bilinçten payına düşüne almış durumda.
Her yazarın bir etiketi var. Laik , liboş , dinci vb.
Her yazarın bir etiketi var, ev, araba, tatil…

İktidarı alkışlamak ve iktidarın nimetlerinden faydalanmak dönemi bir kısım medya için bitmiş durumda. Başbakan o sebeple bas bas bağırıyor medya patronlarına: “Sen maaş veriyorsun bu adamlara , sonra feryat edip ağlama.”

Doğru mu, yanlış mı? Sansür mü? Basın özgürlüğüne darbe mi? Köşe yazarlarına ince ayar mı? bilmiyorum.

Zaman iktidarın nimetlerinden uzak kalma zamanı.

Değerli köşe yazarı.
Plazadaki odandaki o güzelim koltuktan birazcık doğrul. Önündeki bilgisayardan internete gir.

5 dakikada bir blog oluştur kendine.

Dünyayı değiştiren gücün, demokrasinin ve özgürlüğün bir parçası ol.

Hiç düşünmeden yaz istediğin şeyleri.

Unutma internette patron sensin. Yazı işleri sensin. Reklam müdürü sensin.
Kimse seni blogundan kovamaz. Kimse sana şunu yaz diyemez. Kimse senin kalemine fiyat biçemez.

Eğer sen biraz cesaret edebilirsen. Eğer dik durabilirsen. Ve eğer kendi iktidarından vazgeçebilirsen.

—– Genel bir yazıdır. İşini doğru yapan basın emekçilerini tenzih ederim.

  • Share/Save/Bookmark

Friendfeed ‘de Sarper “Sosyal medyada, bir çok kişinin kendini kaptırdığı hata: kendinin kim olduğunu, karşındakinin kim olduğunu bilmeden konuşmak ” diye yazdı. Meğer herkes ne doluymuş. 35-40 yorum  , 35-40 like ile Sarper’in feed’indeki en popüler postlardan biri oldu. (Sarper’in Mikrokredi ile ilgili paylaştıklarının 3-5 like ta kalması ise ayrı bir yazı konusu)

Sarper’in tam olarak ne kastettiğini bilmemekle birlikte gelen yorumlar hak verenler ve vermeyenler diye ikiye ayrılıyordu. İlgilenenler linkten okuyabilir.

Tüm yazılanları okuduktan sonra  internetin ilk geldiği IRC günlerinden bugüne nelerin değiştiğini düşündüm. Anonim kullanıcıdan geçek kimliğe geçiş tüm hızıyla sürüyor. Kalabalıkların arasında kendini ifade etme (bkz:ekşi sözlük) yerini bloglara, twitter ve friend gibi sosyal paylaşım araçlarına bırakıyor.

Beğenmek, beğenmemek, markalara giydirmek, yediğini içtiğini post etmek ile yaratılan milyonlarca içerik. Herkes kendini , anlatıyor. Herkes başına geleni, bildiğini gördüğünü paylaşıyor. Dünya üzerinde kendini  ifade etmenin bu kadar rahat olduğu bir dönem yaşanmadı.

Friedman ,  dünyayı değiştirecek gücü kısaca UPLOAD olarak özetliyor. Kullanıcıların yarattığı içerik hergün artıyor.  Hergün daha fazla insan daha fazla şey paylaşıyor. İçerik kalitesi yüksek olmasada herkes kendisi gibi dünyaya bakan birilerini buluyor , küçük gruplar oluşturuyor. Bir araya gelmek artık aynı mesleğe sahip  olmak , aynı okula gitmiş olmaktan daha farklı.

Bu değişimin erittiği diğer şey ise kimliklerimiz. En ünlü sanatçısından, köşe yazarına, şirket yöneticisinden, kamu personeline yavaş yavaş herkes gitgide bu yeni düzen içerisinde kendisini ifade ediyor. 10 yıl önce yıldız dediklerimiz kaydı düştü twitter da ahbap oldu. Burnundan kıl aldırmayan köşe yazarları blogları kendilerine rakip görmeye başladı. Kısacası Friedman haklı çıktı. UPLOAD kültürü bütün kalıpları değiştiriyor.

Title’ların azaldığı , insan ilişkilerinde herkesin aynı hiyerarşik seviyeye geldiği sanal bir dünya çokta uzak değil gibi.

  • Share/Save/Bookmark

Yukarıdaki resimdeki kişi seri üretimin mucidi Henry Ford. Sanayi devriminin en önemli adımlarından biri 1908′de onun sayesinde atıldı. http://www.merih.net/m2/oto/ford12.htm adresinden kısa bir alıntı yapalım.

“Ford, üretim süreci boyunca işçilerin aynı ölçüm sistemini kullanmaları halinde parçaların her bir otomobil için özel yapılmaları gerekmeyeceğini; belli bir modeldeki tüm otomobillere uyacaklarını keşfetmişti. Model T ile birlikte Ford uzun zamandır istediği bir şeyi gerçekleştirdi. Parçalar artık standarttı ve değiş tokuş edilebilirdi. Her montajcı tek bir iş yapıyordu ve sonuçta ortalama bir Ford montajcısının görevi 514 dakikadan 2.3 dakikaya düşmüştü.1913′te Highland Park fabrikasında ilk üretim bandının kurulmasıyla bu süre 44 saniye daha kısaldı.

Henry Ford arabalardan çok fabrikalarla ilgileniyordu ve şirketini seri üretimde geliştirdiği yenilikler üzerine kurdu. Bir otomobilin yapım süresini önemli ölçüde azaltarak, müşterinin ödeyeceği fiyatı yarıdan fazla düşürebileceğini buldu. 1910′da 780 dolar olan bu rakam, 1913′te 360 dolara inmişti. 1920′lerde dünyada satılan otomobillerin yarıdan fazlası Model T’lerdi. 1923′te Ford birbirinin eşi 2.1 milyon araba üretiyor ve hâlâ dünya pazarının % 50’sini elinde tutuyordu. ”

Ford’un seri üretimi tüm üretim sürecini değiştirdi ve bütün dünyada üretim maliyetlerinin düşmesine yol açtı. Hiç farkında olmadan tüketicinin kral olmasına sebep oldu. Eskiden arz kısıtlı ve talep çok idi. Dolayısı ile arz hem kaliteyi hem de fiyatı belirliyordu. Rekabet neredeyse hiç yoktu. Kısıtlı sayıda arz yüklü bir taleple karşılaştığı için her üretilen malın alıcısı vardı. Seri üretim ile üretim hacmi arttı. Bu defa üretim talebin üzerinde idi. Sermayenin serbest dolaşımı ile birlikte rekabet global bir ölçeğe kavuştu. 20 yüzyıl sonları tüketicinin krallığını ilan ettiği yıllar oldu.

Yukarıdaki fotoğrafı geçtiğimiz perşembe Astoria’da çektim. Sene 2010. Fazla söze gerek yok. Bugün seri üretim bantlarının yarattığı devrimin bir benzeri seri tüketim bantları ile gerçekleşiyor. Tüketim hacmi artıyor, hızlanıyor ve şekil değiştiriyor. Var mı sonuçlar ile ilgili fikri olan?

  • Share/Save/Bookmark

14 Ocak 2010 günü Boğaziçi Üniversitesi ev sahipliğinde TEDxReset’e katılma şansını elde ettim. Benzer etkinliklere düzenli olarak katılmaya çalışan birisi olarak 500 üzeri katılımcıyı tüm gün (hatta saat 19′a kadar) orada tutmayı başarması bile ne kadar başarılı olduğunun bir kanıtı bence.

TEDXReset’in benim için farklı bir anlamı vardı. Bu sene düzenledikleri Reset Prize’a Docqual projesi ile katılma şansını yakalamıştım. Jurinin değerlendirilmesi sonucu proje özüle layık görüldü. Barış Özcan’ın flickr’da paylaştığı  aşağıdaki görüntüyü bulabildim sadece. Etkinliğin kendi videoları ve fotoğrafları  geldiğinde yine burdan paylaşmaya çalışırım.

Docqual Projesi: http://www.slideshare.net/mustafa.su/docqual-tedxreset

Bu ödül için TedxReset ekibi ve jurisine , projede bana sürekli destek veren Erkan Damar , Onur Atahan başta olmak üzere tüm dostlara teşekkür ederim.

  • Share/Save/Bookmark

ayselİşte karşınızda Aysel. Yıllardır benimle hayatımda tüm zorlukları ve tüm güzel şeyleri paylaşan kadın. En zor günlerimde bana destek olan , en zor kararlarımda beni rahatlatan , tüm kararlarımın sonucunu iyi ya da kötü benimle paylaşan kadın.  Ben Doktor Mortgage için sabahın 5′ine kadar çalışırken beni yalnız bırakmayıp dizimde uyuyan, Doktor Mortgage ile ilgili harcamalar yüzünden  beş parasız günlerimi sessiz sedasız benimle  geçiren kadın.

Hayatımda elde ettiğim başarılarımda annem, babam başta olmak üzere onlarca insanın emeği var.  Ailemin, öğretmenlerimin , askeri okuldaki seçkin komutanlarımın emeklerini unutamam. Kardeşim Ekmel ve Ayşegül ile sabahın 5 ine kadar Doktor Mortgage paketlerini hazırladığımızı hatırlıyorum. Şirket kuruluşu için düzenlediğimiz kokteyli, Sarper ile “La via” da üzerinde çalıştığımız amerikan servisini hatırlıyorum.

Zaman hızla geçiyor ve bazen yanımızdakilere teşekkür etmeyi unutuyoruz. Bu sebeple bana destek olan herkese teşekkürler.

Ama Aysel. Bana verdiği güven ve huzurun bir kelime karşılığı yok. Fedakarlıklarınıı  ne yaparsam yapayım ödeyemem. Bir kısmınız Aysel’i tanıyorsunuz. Bir kısmınız adını ilk kez duyuyorsunuz. Buraya yazıyorum çünkü bu teşekkürü hepiniz bilin istedim.

Aysel’im , yanımdaki kadın, herşey için teşekkürler.

  • Share/Save/Bookmark

mouse-click1Geçtiğimiz hafta bir blogda gördüm. “Fare tüketir, klavye üretir” diye bir slogan*. Üzerinde biraz düşününce son zamanlarda karşılaştığım en güzel söz olduğuna kanaat getirdim.

İnternet hızla yaygınlaşıyor. Türkiye  penetrasyonuda hızla artıyor. Diğer taraftan içerik artış hızı ne yazık ki bu kadar hızlı değil. Gelişmiş ülkelerde blog yazma -sahibi olma oranı, okunma oranı bizdekine göre oldukça yüksek. İçerik yayıncılığı neredeyse sadece gazetelerin yan kolu olarak devam ediyor. TV-gazete-dergi üçgeninin dışında kalan içerik oldukça az.

Facebook’taki tüketici davranışı sürekli tıklama üzerine idi. Neredeyse hiç klavye kullanılmıyordu. Bu davranışı analiz ederek Doktor Mortgage’da slider kullanmaya başladık. (artık herkes kullanıyor :) ) Daha sonra bankalar ile yaptığımız görüşmelerde bu tercih ile ilgili bolcada tebrik topladık. Bu kararı verirken bunun üretim – tüketim çelişkisi olduğunun farkında değildim.

Blogda gördüğüm yazı farketmediğim önemli bir şeyi kısa ve öz anlatıyordu. Türk’ler üretmek yerine daha çok tüketmeyi tercih ediyordu. Facebook’ta en kalabalık 2. ülke olma , en çok ziyaret edilen sitelerin başında facebook ve youtube ‘un gelmesi bu fikri destekler nitelikte.

Facebook’ta arkadaşlarımın paylaşımlarına gözgezdirdim. Özgün içerik yazan ve paylaşan nerede ise hiç kimse yok. Çoğu beğendikleri bir şeyi upload bile etmemiş. Facebook’ta yaptıkları 2 şey var. 1 FORWARD 2 OYUN.

Son zamanlarda azalmakla beraber , aşk böcüğü formatındaki slaytlar , coca cola böcekten yapılıyormuş, bunu 7 kişiye yollamazsan temalı e-postalar hala yaygın bir şekilde forward ediliyor. Sanırım son zamanlarda azalmasının sebebi Facebookun artık bu işe yarıyor olması. Özgün bir şeyler yaratmak ve yazmak yerine hazır birşeyleri iletmek çok daha kolay sanırım.

Konu ile ilgili olduğunu düşündüğüm bir diğer önemli detay ise “bilgiyi paylaşmak”. Neden bilgiyi paylaşma konusunda Türk’lerin bencil olduğunun yanıtını bilen var mı? Bilgiyi kalıcı ve işlenebilir , kullanılabilir hale getirme konusunda YAZI gibi eşsiz bir imkan varken neden hiç paylaşmıyoruz. Kendimizden sonrakilere neden bir iki satır brişey bırakmıyoruz?

Bilen varsa beri gelsin. Zaman içerisinde FARE’nin yanına birazcık KLAVYE ekleyebilecek miyiz acaba. Beraber göreceğiz sanırım.

*Blogu hatırlayamıyorum. Bilen varsa yazıya eklemek isterim.

  • Share/Save/Bookmark

Sezyum , Friendfeed de bir video paylaşmış. Reha Muhtar’ın Pişti programından. Ajdar , İnternet Mahir konuk. Yanlarına diğer konuk ekşi sözlükten  Otisabi. Ajdar ortamda olunca konu elbetteki kim sanatçı kim sanatçı değil. Şans eseri bu videoyu izlediğim gün ofiste hararetle Gani ve Mustafa ile sanat , sanatçı , telif vb konuları tartışmıştık. Üstüne bu video ilaç gibi geldi.

Sanatın, dolayısıyla sanatçının herkez tarafından kabul gören bir tanımı yok. Otisabi aynen bu sebeple şunu söylüyor : ” Ben sanatçıyım diyen herkes sanatçıdır.”  İlk etapta biraz ters gibi gelse de sonuna kadar katıldığım bir tanım. “Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi ?” gibi suyu çıkmış tartışmalardan ziyade “niyet” in sonuçtan bağımsız olarak sanat için yeterli olduğu görüşü her daim kabul edilebilecek bir şeyde değil.

Estetik kelimesini ilk ortaya atan düşünür Alexander Gottlieb Baumgarten den önce Estetiği felsefenin ana bir dalı olarak konumlandıran önemli düşünürlerin başında Alman filozof Immanuel Kant gelir.Kant’a göre, doğru davranışı belirleyen şey, niyettir; eylemin sonucu değildir. O yüzden Kant’ın ahlâkına ‘niyet ahlâkı’ da denilir.

Tamda bu noktada sanat eyleminin yapılışında kişinin niyetinin bilinmesi gerekmektedir. Eğer kişi “Ben sanat için yapıyorsa” sonuç ne olursa olsun eser sanat eseridir. Kişinin gerçek niyetini bilemediğimiz noktalarda sıkıntı yaşamak ise oldukça doğaldır.

Kişinin beste yaparken kaç CD satar ile mi yaptığı yoksa sanatını mı icra ettiğini bilmek mümkün değildir. Tıpkı eski yunandan kalan bir eser(?) gibi.  Üstünde eşsiz işlemeleri ile bir vazoyu müzeye koyduğunuzda sanat eseri , evde kullandığınızda ise sıradan bir vazo olması tam da bunun sonucudur. Ya da Mimar Sinan’ın yapıtlarına eser gözü ile bakarken ülkenin 4 bir yanında standart kalıplar halinde yapılan binalara eser muamelesi yapmadığımız gibi.

Neye sanat , kime sanatçı diyeceğimiz bu sebeple daha da karışıyor.

Bence : “Dünyayı algılayışı genelden farklı ve varoluş sebebini bu farklılığın ifadesi olarak tanımlayan, eserlerinde ve günlük yaşamda bu algı farkını davranışa ve kendine özgü bir Karşı Duruşa çevirebilmiş kişiye sanatçı” denir.

Sizce?

  • Share/Save/Bookmark

NTV ekranlarında BBC Türkçe’nin 70. yılı anısına “Haberin geleceği” ismi ile bir açık oturum yayınladı. BBC Haber sitesi editörü Steve Herrman, Uluslararası gazetecilik profesörü ve medya danışmanı John Owen,İngiltere’deki yayıncılık ve telekomünikasyon düzenleme kurumu Ofcom’dan Stewart Purvis, BBC Farsça bölüm başkanı Sadık Saba, köşe yazarı, yayıncı ve iletişim profesörü Haluk Şahin, NTVMSNBC genel yayın yönetmeni Ahmet Yeşiltepe’nin katıldığı açık oturumda internet ile birlikte haberciliğin değişimi ve geleceği tartışıldı.

Video olarak izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Konu başlıkları üzerinden bende görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Teknoloji
Tarih boyunca her yeni teknolojinin, ya bir öncekinin yerini aldığı ya da ona bir tehdit oluşturduğu düşünülmüştür.Peki ya internet? Bir tehdit mi, yoksa çok büyük bir fırsat mı? Yoksa sadece yeni bir araç mı?

– Dünya her zaman ki gibi evrimleşerek gelişmeye devam ediyor. Dünyadaki iletişimin evrimleşmesini basitçe sembolleştirmek istersek heralde sıralama şu şekilde olur: Yazı , matbaa , gazete , radyo , televizyon ve nihayetinde internet. Tek başına yazıp arkadanızda bıraktığınız izlerden , kitle yayıncılığına kadar gelen binlerce yıllık bir süreç. Internet haricinde geriye kalan tüm araçların varlığı büyük sermaye gücüne bağlı. Sermaye olmadan gazete çıkartmak , TV yayını yapmak mümkün görünmüyor. Gazeteler için baskı maliyetleri , TV ler için yapım ve yayın maliyetleri bireylerin karşılayamayacağı kadar yüksek.

Internet dünyayı değiştiren en güçlü araç olma sebebini tamda bu noktadaki sermayeye bağlı olmamasından alıyor. Bugün aylık 50 TL ye internet bağlantısı satın alıp , 500-600 TL lik bir bilgisayar ile internete girip kendi içeriğinizi yaratabilirsiniz. Kendi gazetenizi çıkartabilir,  kısa filmlerinizi yayınlayabilir ve dünyayı değiştirebilirsiniz. Tüm dünyayı demokratize eden bu fırsatın tehdit olarak algılanması oldukça doğal. Sermaye koyarak yaptığınız işin geliri reklama ve gazete satışlarına bağlı. Şimdi ise dünyanın her tarafından birileri çıkıp 20 gazetenin paylaştığı reklam pastaını binlerce parçaya bölüyorlar. Gazeteler internetten okunmaya başlandı ve haber için ücret ödemeyi kimse istemiyor.

Ya da haberin ya da bilginin sadece nasıl tüketildiğini değil, aynı zamanda nasıl ortaya çıktığını, yayına hazırlandığını ve dağıtıldığını belirleyen bir olgu mu?

Bu başlık ile ilgili olarak Internet’i hala bir dağıtım kanalı olarak gören uzmanlarımızın yakınmalarını dinliyorsunuz video’da. Friedman’ın dediği gibi gittikçe düzleşiyor dünya. Üretim-tüketim kavramları gittikçe iç içe geçiyor.

Geleneksel gazetecilerin yurttaş gazetecileri ile kıyaslandığı, blogcuların köşe yazarlarına benzetildiği, Twitter mesajları ve benzerlerinin ciddi makalelerin yerini aldığı söylenen bu dönem bizleri nereye götürecek?

Belirli mecralara sıkışmamış, patronajdan ayrılmış, herkesin özgürce kendini ifade edebildiği demokratize bir dünyaya.

Herkesin birer gazeteci olduğu böylesi bir dönemin sonunda gazetecilik kurumu ayakta kalabilecek mi? Yoksa geçici bir dönem mi bu?

Gazetecilik bir süre daha eski okurları sebebi ile yaşamaya devam edecekler. Sonrasında tıpkı plakların kaset, kasetlerin CD ve CD lerin mp3 olması gibi hızlı bir dijitalleşme süreci geçirerek tükenecekler.

Bu süreç uzun vadede demokrasiye mi, yoksa bir kaosa mı fayda sağlayabilir?

Elbetteki demokrasiye. İletişim dünyada ilk kez bu kadar hızlı ve sert şekilde el değiştiriyor. Tek yönlü iletişim yerini çift yönlü iletişime bırakıyor. Gazeteleri , kanalları ile bir ideolojiyi , bir görüşü ya da belirli çıkarları savunan tek yönlü iletişim yerini binlerce hatta milyonlarca insanın kollektif olarak ürettiği bir bilince dönüşüyor.

Yoksa bu süreç, bazı muhalif görüşlerde ifade edildiği gibi, sadece manipülasyonun, partizanlığın, taraf tutmanın, hesap vermeme “özgürlüğünün” veya “en hafifinden yazım hatalarının simgelediği” bir dönem midir?

??? – Sanırım herkes görmek istediğini görüyor.

Ekonominin Haberciliğe Etkisi
Küresel ekonomi kısa bir süre önce büyük bir sarsıntı yaşadı. Ekonomik durgunluğun etkileri ise hala pek çok ülkede hissediliyor.Bunun en gözle görülür sonuçlarından biri ise sayıları azaltılan dış bürolar ve dış muhabirler nedeniyle dış haber içeriğindeki azalış.Peki bu durum dünyanın algılanma biçimini ve dünya haberlerinin iletilmesini nasıl etkileyecek?

Azerbaycan’da ya da Fransa’da ne olduğu beni fazlaca ilgilendirmiyor. Yollar açık mı? Hava durumu nasıl? Vergilerde artış mı var? beni asıl ilgilendiren konular bunlar. Global dünya ile ilgili içeriklere zaten internetten ulaşabiliyorum. TV’den ya da gazetelerden zaten haber takip etme alışkanlığımı kaybetmiş durumdayım. Hangi haberlerin bana gelmesi gerektiğini RSS ile rahatlıkla seçebiliyorum. Haber sitelerinde sadece istediğim içeriği takip edebiliyorum.

Diğer taraftan hangi dış haberler? Artık her ülkenin yerel haberlerine internetten ulaşabiliyorum. BBC den İngiltere ,  CNN den Amerika ile ilgili haber alabiliyorum. Twitter’dan Iranda ki seçimleri , onlarca blogdan Çin’deki Uygur Türklerine yapılan muameleyi okuyorum. Global dünyada dış haberler mi kaldı?

Bu durumun dünyanın geleceğine etkisi ne olabilir?

İyi olur :)

Mali nedenler, güvenilir ve nitelikli bilginin sonunu mu getiriyor?

Nitelikli bilgiden kastınız Brangelina çiftinin 77. çocuklarını evlat edinmesi , bar çıkışı Teoman’ın gazetecilere yakalanması mı? Bilgi , haber ve içerik katlanarak artıyor. Nitelikli bilgi var olmaya devam edecek. Niteliksiz milyonlarca bilgi ile. Internet sayesinde sizin bize dayattığınız içerik değil tüketmek istediğimiz içerik tüketiliyor olacak. İsteyen nitelikli Magazin haberlerinizi , sayfa sayfa yarı çıplak manken fotoğraflarınızı , ya da niteliksiz CERN deneyi haberini tüketiyor olacak. Daha da kötüsü sadece tüketmeyip üretiyor olacak.

Güvenilir bilgi konusu ise zaten bir kısır tartışma. Ne kadar güvenilirsiniz sizin kendinize sormanız gereken bir soru.

Bu durumun bir alternatifi var mı? Yoksa mali engeller, geçmişin bu anlamda bir daha geri gelmeyeceği anlamına mı geliyor?

TV deki ve basılı medyadaki reklamlarınız azalacak. Daha da azalacak. Ticari kaygılar dışında geçmişe dönmek ile ilgili bir isteği anlamam ise mümkün değil. Zamanında hattatlarda matbaadan önceye dönmeye istemişlerdir sanırım.

İmalat sektöründeki daralma ile beraber dünya, dijital sektöre ve yoğun veri trafiği gerektiren bir ekonomi türüne yöneliyor. Bunun sonucu olarak giderek hızlanan ve ucuzlayan internet erişiminin, bilgi edinme özgürlüğü ve özgür habere erişim imkanına etkisi ne olacak?

Elbetteki olumlu olacak. DÜnyanın heryerinde insanlar kendi içeriklerini yaratma , kendi fikirlerini savunma , iletme hakkına sahip olacaklar.

İnternet üzerindeki haberin paralı hale getirilmesi konusundaki eğilimin haberciliğe etkisi ne olabilir?

İnternetteki haberin paralı hale getirilmesi ile ilgili olarak  ”Neden TV lerde haberlerden ücret almıyoruz?” fikrininde tartışılmasını istiyorum. Neden TV lerdeki haberler için ücret ödemiyoruz. Çünkü haberlerin ücretini reklam veren firmalar ödemekteler. Önce TV de tüketip , kalanını SMS köşe yazarlarına dağıtalım, bir de internet sitemize koyalım. TV – Gazete ve internet hepsinin reklamını yiyelim işinin dengesi gittikçe internetten yana tüketime kaymakta. İnsanlar haber bülteninde ilgilerini çeken haberi 30 dk beklemiyorlar artık. Gittikçe daha az izleniyorsunuz. Daha az okunuyorsunuz. Reklam pastası internet tarafında büyüyor ve büyüyecek. Ama bu defa sorun internet pastasının sermayedar 10-12 kişi değilde binlerce haberci olması. İçeriğinizi paralı hale getirdiğinizde aradaki farkı kazanamayacaksınız. Kimse size para ödemeyecek.

Bu durumda nitelikli haberlere sadece para ödeyenler mi ulaşabilecek?

Nitelikli haber? Sanırım bundan az önce bahsetmiştim. Foto Galerileri için ücret ödemek??? Biraz düşünmem lazım.

Özgürlüğün Denetimi
Günümüzde tüm bu sosyal ve teknolojik gelişmeler karşısında zaman zaman dile getirilen bir soru da şu: Acaba bu süreç demokrasiyi mi yoksa kaosu mu destekliyor?

Bir zümrenin değil herkesin eşit olması , fikirlerini yayabilmesi, tartışabilmesi vb tüm eylemler elbetteki demokrasiyi güçlendirecektir.

Çin’de, İran’da, Rusya’da ve bazı başka ülkelerde internetteki içeriğin denetim altına alınmasına yönelik girişimler bulunuyor.Bu girişimler için ise ulusal güvenlik, kamu yararı, suç ve pornografi ile mücadele, ahlaki ve etik değerlerin korunması gibi gerekçeler öne sürülüyor.Peki internetin tümüyle denetlenmesi mümkün mü?

Mümkün olmasından ziyade “İnternetin denetlenmesi gerekli mi?” sorusunu sormakta fayda var. “ulusal güvenlik, kamu yararı, suç ve pornografi ile mücadele, ahlaki ve etik değerlerin korunması” vb bahaneler ne yazık ki internetin denetlenmesi ve sansürlenmesinde sadece bir araç olmaktan öteye gitmemekte. İnterneti bu gibi sebeplerle denetlemek öncelikli olarak iletişim özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmekte. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bu konuda çok açık olsada devletlerin ve hükümetlerin ne yazık ki sansür vb uygulamaları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarını engelleyemiyor. Denetim mekanızması birey ile ilgilidir. Bireyler doğruyu yapma konusunda kendi seçimlerini yapmalıdırlar.

Bireyler bu konuda devlete karşı çıkabilir mi?

Youtube Türkiye’de ziyaret edilen 4. site. Bu kapalı hali. Çıktığımızı düşünüyorum.

—————

Genel olarak konuşmaları beğensemde konukların eski ekonomi kavramları ile bugünü anlamlandırmaya çalıştıklarını gördüm. Yaşadığımız değişime yaklaşımları ne yazık ki bazen “evil internet” şeklinde idi. “akademisyenlerin söylediği ve yazdığı şeyler para etmiyordu. bu yüzden interneti icat ettiler” ,  ”Türkiye bu “disease” i  henüz yaşamadı”  gibi talihsiz açıklamarı içerse de mutlaka izlenilmesi gereken bir açık oturum.

BBC Türkçe ve NTV ye teşekkürler.

  • Share/Save/Bookmark
Videonun başını izlemeniz benim için yeterli. Çoğumuzun izlediğinde komik bulacağı kısa bir film.
Diğer taraftan benim açımdan 3 önemli şeyi gösteriyor.
1- İnternet penetrasyonu artıyor.
2- 3G ile mobil internet kullanımı artıyor.
3- Herkes kendisi için bir şeyler buluyor.
1994 yılında Askeri Okulda Ege Üniversitesi üzerinden ilk kez internete girmiştim. Dial up bağlantı üzerinden sadece sayılı yerlerden girilebiliyordu internete. Üzerinden 15 yıl geçti , hala sıkıntılar olsa da artık internet daha hızlı ve daha yaygın.  3G ile birlikte kablolara bağlı kalmadan internet erişimi videoda gördüğünüz gibi artık herkes için mümkün. Facebook olur Mynet olur herkes için internette bir şeyler var. Herkes kendisi için ilginç ve takip edebileceği bir şeyler buluyor.
15 yılda nereden nereye. Bugün kamyon şöförü Kara Mehmet için internete girememek önemli bir sorun. Mehmet farkında olmasa da devasa bir global ağın parçası. Amerika ve Avrupa gibi çok gelişmiş internet altyapılarımız ve hizmetlerimiz olmasa da Türkiye internet ve sanal dünyanın parçası olmak yolunda hızla ilerliyor.
Diğer taraftan internet içeriğini tüketmekten yavaş yavaş üretmeye de evriliyoruz. Son yıllarda özellikle internet projelerinde farkettiğim bir artış var. Yeni mezun gençler (hatta öğrenciler) , profesyoneller ufak tefek projelerle internette yer almaya başlıyorlar. Girişimcilik özellikle sermayenin tabana yayılması ve eşit paylaşılması için makro ekonmik anlamda çok önemli. İnternet girişimciliğinin artması büyük bir fırsat. Sanırım kısa zamanda entegre olduğumuz global ağa katkı sağlayacak global projeleri de görmeye başlayacağız.
Türkiye’nin internetteki evrimleşmesi devam ediyor. Bunun için daha fazla penetrasyon, daha fazla sermaye (VC) ve bolca girişimciye ihtiyaç var. Bugünlerde toplantılarda karşılaştığımız , fikir alışverişinde bulunduğumuz onlarca genç girişimcinin ileride  global arenada boy göstereceğine inanıyorum.
Arşimet 2200 yıl önce  dünyayı yerinden oynatmak için bir kaldıraç istemişti.
Bu gençlerin dünyayı değiştirmek için bir dayanak noktasına ihtiyacı var.
Söyler misiniz dayanak noktası oluşturmak adına artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi?
  • Share/Save/Bookmark

reading-the-newspaperDüşünüyorum en son ne zaman gazete aldım diye.  3 hafta oldu sanırım. Ne zaman okudum en son gazete diye düşünüyorum.  Geçen hafta bir toplantı öncesi beklerken biraz göz gezdirmiştim beklerken.

Her ne kadar ülkemizde kolkola yürüseler de Gazete’lere en büyük darbeyi televizyon vurdu.  90 lı yıllara kadar tek kanal olan ve yaygınlığı sınırlı olan televizyona göre gazeteler “haber” taşımakta ve iletmekte daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlardı.O yıllarda “Haber” hala satılabilir bir şeydi. Gazeteyi, ülkede ve dünyada neler oluyor diye satın alan insanlar vardı. Sonra kanallar arttı. Haber kanalları çıktı. Üstüne üstük İnternet denen canavar bilginin dolaşımını hızlandırdı.Haber bültenleri saat başı yayınlanmaya başladı. Canlı yayınlar, canlı bağlantılar başladı.

Ve tüm bunların sonucunda GAZETE HABERLERİ BAYATLADI.

Düşünsenize gazete alıyorsunuz ve 1 gün önce tükettiğiniz haberleri okuyorsunuz. Hatırlıyorum eskiden ÖSS sınav sonuçları bile gazete ile yayınlanırdı. Haberi size gazete sunardı. Bugünün dünyasında artık kimse gazeteden haber almıyor.

O sebeple sorarım size Köşe yazarları dışında gazetenin içinde ne kaldı?

  • Share/Save/Bookmark