Mustafa Su

Time to talk

Yukarıdaki resimdeki kiÅŸi seri üretimin mucidi Henry Ford. Sanayi devriminin en önemli adımlarından biri 1908′de onun sayesinde atıldı. http://www.merih.net/m2/oto/ford12.htm adresinden kısa bir alıntı yapalım.

“Ford, üretim süreci boyunca işçilerin aynı ölçüm sistemini kullanmaları halinde parçaların her bir otomobil için özel yapılmaları gerekmeyeceÄŸini; belli bir modeldeki tüm otomobillere uyacaklarını keÅŸfetmiÅŸti. Model T ile birlikte Ford uzun zamandır istediÄŸi bir ÅŸeyi gerçekleÅŸtirdi. Parçalar artık standarttı ve deÄŸiÅŸ tokuÅŸ edilebilirdi. Her montajcı tek bir iÅŸ yapıyordu ve sonuçta ortalama bir Ford montajcısının görevi 514 dakikadan 2.3 dakikaya düşmüştü.1913′te Highland Park fabrikasında ilk üretim bandının kurulmasıyla bu süre 44 saniye daha kısaldı.

Henry Ford arabalardan çok fabrikalarla ilgileniyordu ve ÅŸirketini seri üretimde geliÅŸtirdiÄŸi yenilikler üzerine kurdu. Bir otomobilin yapım süresini önemli ölçüde azaltarak, müşterinin ödeyeceÄŸi fiyatı yarıdan fazla düşürebileceÄŸini buldu. 1910′da 780 dolar olan bu rakam, 1913′te 360 dolara inmiÅŸti. 1920′lerde dünyada satılan otomobillerin yarıdan fazlası Model T’lerdi. 1923′te Ford birbirinin eÅŸi 2.1 milyon araba üretiyor ve hâlâ dünya pazarının % 50’sini elinde tutuyordu. ”

Ford’un seri üretimi tüm üretim sürecini deÄŸiÅŸtirdi ve bütün dünyada üretim maliyetlerinin düşmesine yol açtı. Hiç farkında olmadan tüketicinin kral olmasına sebep oldu. Eskiden arz kısıtlı ve talep çok idi. Dolayısı ile arz hem kaliteyi hem de fiyatı belirliyordu. Rekabet neredeyse hiç yoktu. Kısıtlı sayıda arz yüklü bir taleple karşılaÅŸtığı için her üretilen malın alıcısı vardı. Seri üretim ile üretim hacmi arttı. Bu defa üretim talebin üzerinde idi. Sermayenin serbest dolaşımı ile birlikte rekabet global bir ölçeÄŸe kavuÅŸtu. 20 yüzyıl sonları tüketicinin krallığını ilan ettiÄŸi yıllar oldu.

Yukarıdaki fotoÄŸrafı geçtiÄŸimiz perÅŸembe Astoria’da çektim. Sene 2010. Fazla söze gerek yok. Bugün seri üretim bantlarının yarattığı devrimin bir benzeri seri tüketim bantları ile gerçekleÅŸiyor. Tüketim hacmi artıyor, hızlanıyor ve ÅŸekil deÄŸiÅŸtiriyor. Var mı sonuçlar ile ilgili fikri olan?

  • Share/Save/Bookmark

14 Ocak 2010 günü BoÄŸaziçi Üniversitesi ev sahipliÄŸinde TEDxReset’e katılma ÅŸansını elde ettim. Benzer etkinliklere düzenli olarak katılmaya çalışan birisi olarak 500 üzeri katılımcıyı tüm gün (hatta saat 19′a kadar) orada tutmayı baÅŸarması bile ne kadar baÅŸarılı olduÄŸunun bir kanıtı bence.

TEDXReset’in benim için farklı bir anlamı vardı. Bu sene düzenledikleri Reset Prize’a Docqual projesi ile katılma ÅŸansını yakalamıştım. Jurinin deÄŸerlendirilmesi sonucu proje özüle layık görüldü. Barış Özcan’ın flickr’da paylaÅŸtığı  aÅŸağıdaki görüntüyü bulabildim sadece. EtkinliÄŸin kendi videoları ve fotoÄŸrafları  geldiÄŸinde yine burdan paylaÅŸmaya çalışırım.

Docqual Projesi: http://www.slideshare.net/mustafa.su/docqual-tedxreset

Bu ödül için TedxReset ekibi ve jurisine , projede bana sürekli destek veren Erkan Damar , Onur Atahan başta olmak üzere tüm dostlara teşekkür ederim.

  • Share/Save/Bookmark

ayselİşte karşınızda Aysel. Yıllardır benimle hayatımda tüm zorlukları ve tüm güzel ÅŸeyleri paylaÅŸan kadın. En zor günlerimde bana destek olan , en zor kararlarımda beni rahatlatan , tüm kararlarımın sonucunu iyi ya da kötü benimle paylaÅŸan kadın.  Ben Doktor Mortgage için sabahın 5′ine kadar çalışırken beni yalnız bırakmayıp dizimde uyuyan, Doktor Mortgage ile ilgili harcamalar yüzünden  beÅŸ parasız günlerimi sessiz sedasız benimle  geçiren kadın.

Hayatımda elde ettiÄŸim baÅŸarılarımda annem, babam baÅŸta olmak üzere onlarca insanın emeÄŸi var.  Ailemin, öğretmenlerimin , askeri okuldaki seçkin komutanlarımın emeklerini unutamam. KardeÅŸim Ekmel ve AyÅŸegül ile sabahın 5 ine kadar Doktor Mortgage paketlerini hazırladığımızı hatırlıyorum. Åžirket kuruluÅŸu için düzenlediÄŸimiz kokteyli, Sarper ile “La via” da üzerinde çalıştığımız amerikan servisini hatırlıyorum.

Zaman hızla geçiyor ve bazen yanımızdakilere teşekkür etmeyi unutuyoruz. Bu sebeple bana destek olan herkese teşekkürler.

Ama Aysel. Bana verdiÄŸi güven ve huzurun bir kelime karşılığı yok. Fedakarlıklarınıı  ne yaparsam yapayım ödeyemem. Bir kısmınız Aysel’i tanıyorsunuz. Bir kısmınız adını ilk kez duyuyorsunuz. Buraya yazıyorum çünkü bu teÅŸekkürü hepiniz bilin istedim.

Aysel’im , yanımdaki kadın, herÅŸey için teÅŸekkürler.

  • Share/Save/Bookmark

mouse-click1GeçtiÄŸimiz hafta bir blogda gördüm. “Fare tüketir, klavye üretir” diye bir slogan*. Üzerinde biraz düşününce son zamanlarda karşılaÅŸtığım en güzel söz olduÄŸuna kanaat getirdim.

İnternet hızla yaygınlaşıyor. Türkiye  penetrasyonuda hızla artıyor. Diğer taraftan içerik artış hızı ne yazık ki bu kadar hızlı değil. Gelişmiş ülkelerde blog yazma -sahibi olma oranı, okunma oranı bizdekine göre oldukça yüksek. İçerik yayıncılığı neredeyse sadece gazetelerin yan kolu olarak devam ediyor. TV-gazete-dergi üçgeninin dışında kalan içerik oldukça az.

Facebook’taki tüketici davranışı sürekli tıklama üzerine idi. Neredeyse hiç klavye kullanılmıyordu. Bu davranışı analiz ederek Doktor Mortgage’da slider kullanmaya baÅŸladık. (artık herkes kullanıyor :) ) Daha sonra bankalar ile yaptığımız görüşmelerde bu tercih ile ilgili bolcada tebrik topladık. Bu kararı verirken bunun üretim – tüketim çeliÅŸkisi olduÄŸunun farkında deÄŸildim.

Blogda gördüğüm yazı farketmediÄŸim önemli bir ÅŸeyi kısa ve öz anlatıyordu. Türk’ler üretmek yerine daha çok tüketmeyi tercih ediyordu. Facebook’ta en kalabalık 2. ülke olma , en çok ziyaret edilen sitelerin başında facebook ve youtube ‘un gelmesi bu fikri destekler nitelikte.

Facebook’ta arkadaÅŸlarımın paylaşımlarına gözgezdirdim. Özgün içerik yazan ve paylaÅŸan nerede ise hiç kimse yok. ÇoÄŸu beÄŸendikleri bir ÅŸeyi upload bile etmemiÅŸ. Facebook’ta yaptıkları 2 ÅŸey var. 1 FORWARD 2 OYUN.

Son zamanlarda azalmakla beraber , aşk böcüğü formatındaki slaytlar , coca cola böcekten yapılıyormuş, bunu 7 kişiye yollamazsan temalı e-postalar hala yaygın bir şekilde forward ediliyor. Sanırım son zamanlarda azalmasının sebebi Facebookun artık bu işe yarıyor olması. Özgün bir şeyler yaratmak ve yazmak yerine hazır birşeyleri iletmek çok daha kolay sanırım.

Konu ile ilgili olduÄŸunu düşündüğüm bir diÄŸer önemli detay ise “bilgiyi paylaÅŸmak”. Neden bilgiyi paylaÅŸma konusunda Türk’lerin bencil olduÄŸunun yanıtını bilen var mı? Bilgiyi kalıcı ve iÅŸlenebilir , kullanılabilir hale getirme konusunda YAZI gibi eÅŸsiz bir imkan varken neden hiç paylaÅŸmıyoruz. Kendimizden sonrakilere neden bir iki satır briÅŸey bırakmıyoruz?

Bilen varsa beri gelsin. Zaman içerisinde FARE’nin yanına birazcık KLAVYE ekleyebilecek miyiz acaba. Beraber göreceÄŸiz sanırım.

*Blogu hatırlayamıyorum. Bilen varsa yazıya eklemek isterim.

  • Share/Save/Bookmark

Sezyum , Friendfeed de bir video paylaÅŸmış. Reha Muhtar’ın PiÅŸti programından. Ajdar , İnternet Mahir konuk. Yanlarına diÄŸer konuk ekÅŸi sözlükten  Otisabi. Ajdar ortamda olunca konu elbetteki kim sanatçı kim sanatçı deÄŸil. Åžans eseri bu videoyu izlediÄŸim gün ofiste hararetle Gani ve Mustafa ile sanat , sanatçı , telif vb konuları tartışmıştık. Üstüne bu video ilaç gibi geldi.

Sanatın, dolayısıyla sanatçının herkez tarafından kabul gören bir tanımı yok. Otisabi aynen bu sebeple ÅŸunu söylüyor : ” Ben sanatçıyım diyen herkes sanatçıdır.”  İlk etapta biraz ters gibi gelse de sonuna kadar katıldığım bir tanım. “Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi ?” gibi suyu çıkmış tartışmalardan ziyade “niyet” in sonuçtan bağımsız olarak sanat için yeterli olduÄŸu görüşü her daim kabul edilebilecek bir ÅŸeyde deÄŸil.

Estetik kelimesini ilk ortaya atan düşünür Alexander Gottlieb Baumgarten den önce Estetiği felsefenin ana bir dalı olarak konumlandıran önemli düşünürlerin başında Alman filozof Immanuel Kant gelir.Kant’a göre, doğru davranışı belirleyen şey, niyettir; eylemin sonucu değildir. O yüzden Kant’ın ahlâkına ‘niyet ahlâkı’ da denilir.

Tamda bu noktada sanat eyleminin yapılışında kiÅŸinin niyetinin bilinmesi gerekmektedir. EÄŸer kiÅŸi “Ben sanat için yapıyorsa” sonuç ne olursa olsun eser sanat eseridir. KiÅŸinin gerçek niyetini bilemediÄŸimiz noktalarda sıkıntı yaÅŸamak ise oldukça doÄŸaldır.

KiÅŸinin beste yaparken kaç CD satar ile mi yaptığı yoksa sanatını mı icra ettiÄŸini bilmek mümkün deÄŸildir. Tıpkı eski yunandan kalan bir eser(?) gibi.  Üstünde eÅŸsiz iÅŸlemeleri ile bir vazoyu müzeye koyduÄŸunuzda sanat eseri , evde kullandığınızda ise sıradan bir vazo olması tam da bunun sonucudur. Ya da Mimar Sinan’ın yapıtlarına eser gözü ile bakarken ülkenin 4 bir yanında standart kalıplar halinde yapılan binalara eser muamelesi yapmadığımız gibi.

Neye sanat , kime sanatçı diyeceğimiz bu sebeple daha da karışıyor.

Bence : “Dünyayı algılayışı genelden farklı ve varoluÅŸ sebebini bu farklılığın ifadesi olarak tanımlayan, eserlerinde ve günlük yaÅŸamda bu algı farkını davranışa ve kendine özgü bir Karşı DuruÅŸa çevirebilmiÅŸ kiÅŸiye sanatçı” denir.

Sizce?

  • Share/Save/Bookmark

NTV ekranlarında BBC Türkçe’nin 70. yılı anısına “Haberin geleceÄŸi” ismi ile bir açık oturum yayınladı. BBC Haber sitesi editörü Steve Herrman, Uluslararası gazetecilik profesörü ve medya danışmanı John Owen,İngiltere’deki yayıncılık ve telekomünikasyon düzenleme kurumu Ofcom’dan Stewart Purvis, BBC Farsça bölüm baÅŸkanı Sadık Saba, köşe yazarı, yayıncı ve iletiÅŸim profesörü Haluk Åžahin, NTVMSNBC genel yayın yönetmeni Ahmet YeÅŸiltepe’nin katıldığı açık oturumda internet ile birlikte haberciliÄŸin deÄŸiÅŸimi ve geleceÄŸi tartışıldı.

Video olarak izlemenizi ÅŸiddetle tavsiye ediyorum.

Konu başlıkları üzerinden bende görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Teknoloji
Tarih boyunca her yeni teknolojinin, ya bir öncekinin yerini aldığı ya da ona bir tehdit oluşturduğu düşünülmüştür.Peki ya internet? Bir tehdit mi, yoksa çok büyük bir fırsat mı? Yoksa sadece yeni bir araç mı?

– Dünya her zaman ki gibi evrimleÅŸerek geliÅŸmeye devam ediyor. Dünyadaki iletiÅŸimin evrimleÅŸmesini basitçe sembolleÅŸtirmek istersek heralde sıralama ÅŸu ÅŸekilde olur: Yazı , matbaa , gazete , radyo , televizyon ve nihayetinde internet. Tek başına yazıp arkadanızda bıraktığınız izlerden , kitle yayıncılığına kadar gelen binlerce yıllık bir süreç. Internet haricinde geriye kalan tüm araçların varlığı büyük sermaye gücüne baÄŸlı. Sermaye olmadan gazete çıkartmak , TV yayını yapmak mümkün görünmüyor. Gazeteler için baskı maliyetleri , TV ler için yapım ve yayın maliyetleri bireylerin karşılayamayacağı kadar yüksek.

Internet dünyayı değiştiren en güçlü araç olma sebebini tamda bu noktadaki sermayeye bağlı olmamasından alıyor. Bugün aylık 50 TL ye internet bağlantısı satın alıp , 500-600 TL lik bir bilgisayar ile internete girip kendi içeriğinizi yaratabilirsiniz. Kendi gazetenizi çıkartabilir,  kısa filmlerinizi yayınlayabilir ve dünyayı değiştirebilirsiniz. Tüm dünyayı demokratize eden bu fırsatın tehdit olarak algılanması oldukça doğal. Sermaye koyarak yaptığınız işin geliri reklama ve gazete satışlarına bağlı. Şimdi ise dünyanın her tarafından birileri çıkıp 20 gazetenin paylaştığı reklam pastaını binlerce parçaya bölüyorlar. Gazeteler internetten okunmaya başlandı ve haber için ücret ödemeyi kimse istemiyor.

Ya da haberin ya da bilginin sadece nasıl tüketildiğini değil, aynı zamanda nasıl ortaya çıktığını, yayına hazırlandığını ve dağıtıldığını belirleyen bir olgu mu?

Bu baÅŸlık ile ilgili olarak Internet’i hala bir dağıtım kanalı olarak gören uzmanlarımızın yakınmalarını dinliyorsunuz video’da. Friedman’ın dediÄŸi gibi gittikçe düzleÅŸiyor dünya. Üretim-tüketim kavramları gittikçe iç içe geçiyor.

Geleneksel gazetecilerin yurttaş gazetecileri ile kıyaslandığı, blogcuların köşe yazarlarına benzetildiği, Twitter mesajları ve benzerlerinin ciddi makalelerin yerini aldığı söylenen bu dönem bizleri nereye götürecek?

Belirli mecralara sıkışmamış, patronajdan ayrılmış, herkesin özgürce kendini ifade edebildiği demokratize bir dünyaya.

Herkesin birer gazeteci olduğu böylesi bir dönemin sonunda gazetecilik kurumu ayakta kalabilecek mi? Yoksa geçici bir dönem mi bu?

Gazetecilik bir süre daha eski okurları sebebi ile yaşamaya devam edecekler. Sonrasında tıpkı plakların kaset, kasetlerin CD ve CD lerin mp3 olması gibi hızlı bir dijitalleşme süreci geçirerek tükenecekler.

Bu süreç uzun vadede demokrasiye mi, yoksa bir kaosa mı fayda sağlayabilir?

Elbetteki demokrasiye. İletişim dünyada ilk kez bu kadar hızlı ve sert şekilde el değiştiriyor. Tek yönlü iletişim yerini çift yönlü iletişime bırakıyor. Gazeteleri , kanalları ile bir ideolojiyi , bir görüşü ya da belirli çıkarları savunan tek yönlü iletişim yerini binlerce hatta milyonlarca insanın kollektif olarak ürettiği bir bilince dönüşüyor.

Yoksa bu süreç, bazı muhalif görüşlerde ifade edildiÄŸi gibi, sadece manipülasyonun, partizanlığın, taraf tutmanın, hesap vermeme “özgürlüğünün” veya “en hafifinden yazım hatalarının simgelediÄŸi” bir dönem midir?

??? – Sanırım herkes görmek istediÄŸini görüyor.

Ekonominin HaberciliÄŸe Etkisi
Küresel ekonomi kısa bir süre önce büyük bir sarsıntı yaşadı. Ekonomik durgunluğun etkileri ise hala pek çok ülkede hissediliyor.Bunun en gözle görülür sonuçlarından biri ise sayıları azaltılan dış bürolar ve dış muhabirler nedeniyle dış haber içeriğindeki azalış.Peki bu durum dünyanın algılanma biçimini ve dünya haberlerinin iletilmesini nasıl etkileyecek?

Azerbaycan’da ya da Fransa’da ne olduÄŸu beni fazlaca ilgilendirmiyor. Yollar açık mı? Hava durumu nasıl? Vergilerde artış mı var? beni asıl ilgilendiren konular bunlar. Global dünya ile ilgili içeriklere zaten internetten ulaÅŸabiliyorum. TV’den ya da gazetelerden zaten haber takip etme alışkanlığımı kaybetmiÅŸ durumdayım. Hangi haberlerin bana gelmesi gerektiÄŸini RSS ile rahatlıkla seçebiliyorum. Haber sitelerinde sadece istediÄŸim içeriÄŸi takip edebiliyorum.

DiÄŸer taraftan hangi dış haberler? Artık her ülkenin yerel haberlerine internetten ulaÅŸabiliyorum. BBC den İngiltere ,  CNN den Amerika ile ilgili haber alabiliyorum. Twitter’dan Iranda ki seçimleri , onlarca blogdan Çin’deki Uygur Türklerine yapılan muameleyi okuyorum. Global dünyada dış haberler mi kaldı?

Bu durumun dünyanın geleceğine etkisi ne olabilir?

İyi olur :)

Mali nedenler, güvenilir ve nitelikli bilginin sonunu mu getiriyor?

Nitelikli bilgiden kastınız Brangelina çiftinin 77. çocuklarını evlat edinmesi , bar çıkışı Teoman’ın gazetecilere yakalanması mı? Bilgi , haber ve içerik katlanarak artıyor. Nitelikli bilgi var olmaya devam edecek. Niteliksiz milyonlarca bilgi ile. Internet sayesinde sizin bize dayattığınız içerik deÄŸil tüketmek istediÄŸimiz içerik tüketiliyor olacak. İsteyen nitelikli Magazin haberlerinizi , sayfa sayfa yarı çıplak manken fotoÄŸraflarınızı , ya da niteliksiz CERN deneyi haberini tüketiyor olacak. Daha da kötüsü sadece tüketmeyip üretiyor olacak.

Güvenilir bilgi konusu ise zaten bir kısır tartışma. Ne kadar güvenilirsiniz sizin kendinize sormanız gereken bir soru.

Bu durumun bir alternatifi var mı? Yoksa mali engeller, geçmişin bu anlamda bir daha geri gelmeyeceği anlamına mı geliyor?

TV deki ve basılı medyadaki reklamlarınız azalacak. Daha da azalacak. Ticari kaygılar dışında geçmişe dönmek ile ilgili bir isteği anlamam ise mümkün değil. Zamanında hattatlarda matbaadan önceye dönmeye istemişlerdir sanırım.

İmalat sektöründeki daralma ile beraber dünya, dijital sektöre ve yoğun veri trafiği gerektiren bir ekonomi türüne yöneliyor. Bunun sonucu olarak giderek hızlanan ve ucuzlayan internet erişiminin, bilgi edinme özgürlüğü ve özgür habere erişim imkanına etkisi ne olacak?

Elbetteki olumlu olacak. DÜnyanın heryerinde insanlar kendi içeriklerini yaratma , kendi fikirlerini savunma , iletme hakkına sahip olacaklar.

İnternet üzerindeki haberin paralı hale getirilmesi konusundaki eğilimin haberciliğe etkisi ne olabilir?

İnternetteki haberin paralı hale getirilmesi ile ilgili olarak  ”Neden TV lerde haberlerden ücret almıyoruz?” fikrininde tartışılmasını istiyorum. Neden TV lerdeki haberler için ücret ödemiyoruz. Çünkü haberlerin ücretini reklam veren firmalar ödemekteler. Önce TV de tüketip , kalanını SMS köşe yazarlarına dağıtalım, bir de internet sitemize koyalım. TV – Gazete ve internet hepsinin reklamını yiyelim iÅŸinin dengesi gittikçe internetten yana tüketime kaymakta. İnsanlar haber bülteninde ilgilerini çeken haberi 30 dk beklemiyorlar artık. Gittikçe daha az izleniyorsunuz. Daha az okunuyorsunuz. Reklam pastası internet tarafında büyüyor ve büyüyecek. Ama bu defa sorun internet pastasının sermayedar 10-12 kiÅŸi deÄŸilde binlerce haberci olması. İçeriÄŸinizi paralı hale getirdiÄŸinizde aradaki farkı kazanamayacaksınız. Kimse size para ödemeyecek.

Bu durumda nitelikli haberlere sadece para ödeyenler mi ulaşabilecek?

Nitelikli haber? Sanırım bundan az önce bahsetmiştim. Foto Galerileri için ücret ödemek??? Biraz düşünmem lazım.

Özgürlüğün Denetimi
Günümüzde tüm bu sosyal ve teknolojik gelişmeler karşısında zaman zaman dile getirilen bir soru da şu: Acaba bu süreç demokrasiyi mi yoksa kaosu mu destekliyor?

Bir zümrenin değil herkesin eşit olması , fikirlerini yayabilmesi, tartışabilmesi vb tüm eylemler elbetteki demokrasiyi güçlendirecektir.

Çin’de, İran’da, Rusya’da ve bazı baÅŸka ülkelerde internetteki içeriÄŸin denetim altına alınmasına yönelik giriÅŸimler bulunuyor.Bu giriÅŸimler için ise ulusal güvenlik, kamu yararı, suç ve pornografi ile mücadele, ahlaki ve etik deÄŸerlerin korunması gibi gerekçeler öne sürülüyor.Peki internetin tümüyle denetlenmesi mümkün mü?

Mümkün olmasından ziyade “İnternetin denetlenmesi gerekli mi?” sorusunu sormakta fayda var. “ulusal güvenlik, kamu yararı, suç ve pornografi ile mücadele, ahlaki ve etik deÄŸerlerin korunması” vb bahaneler ne yazık ki internetin denetlenmesi ve sansürlenmesinde sadece bir araç olmaktan öteye gitmemekte. İnterneti bu gibi sebeplerle denetlemek öncelikli olarak iletiÅŸim özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelmekte. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi bu konuda çok açık olsada devletlerin ve hükümetlerin ne yazık ki sansür vb uygulamaları kendi çıkarları doÄŸrultusunda kullanmalarını engelleyemiyor. Denetim mekanızması birey ile ilgilidir. Bireyler doÄŸruyu yapma konusunda kendi seçimlerini yapmalıdırlar.

Bireyler bu konuda devlete karşı çıkabilir mi?

Youtube Türkiye’de ziyaret edilen 4. site. Bu kapalı hali. Çıktığımızı düşünüyorum.

—————

Genel olarak konuÅŸmaları beÄŸensemde konukların eski ekonomi kavramları ile bugünü anlamlandırmaya çalıştıklarını gördüm. YaÅŸadığımız deÄŸiÅŸime yaklaşımları ne yazık ki bazen “evil internet” ÅŸeklinde idi. “akademisyenlerin söylediÄŸi ve yazdığı ÅŸeyler para etmiyordu. bu yüzden interneti icat ettiler” ,  ”Türkiye bu “disease” i  henüz yaÅŸamadı”  gibi talihsiz açıklamarı içerse de mutlaka izlenilmesi gereken bir açık oturum.

BBC Türkçe ve NTV ye teşekkürler.

  • Share/Save/Bookmark
Videonun başını izlemeniz benim için yeterli. Çoğumuzun izlediğinde komik bulacağı kısa bir film.
Diğer taraftan benim açımdan 3 önemli şeyi gösteriyor.
1- İnternet penetrasyonu artıyor.
2- 3G ile mobil internet kullanımı artıyor.
3- Herkes kendisi için bir şeyler buluyor.
1994 yılında Askeri Okulda Ege Üniversitesi üzerinden ilk kez internete girmiştim. Dial up bağlantı üzerinden sadece sayılı yerlerden girilebiliyordu internete. Üzerinden 15 yıl geçti , hala sıkıntılar olsa da artık internet daha hızlı ve daha yaygın.  3G ile birlikte kablolara bağlı kalmadan internet erişimi videoda gördüğünüz gibi artık herkes için mümkün. Facebook olur Mynet olur herkes için internette bir şeyler var. Herkes kendisi için ilginç ve takip edebileceği bir şeyler buluyor.
15 yılda nereden nereye. Bugün kamyon şöförü Kara Mehmet için internete girememek önemli bir sorun. Mehmet farkında olmasa da devasa bir global ağın parçası. Amerika ve Avrupa gibi çok gelişmiş internet altyapılarımız ve hizmetlerimiz olmasa da Türkiye internet ve sanal dünyanın parçası olmak yolunda hızla ilerliyor.
Diğer taraftan internet içeriğini tüketmekten yavaş yavaş üretmeye de evriliyoruz. Son yıllarda özellikle internet projelerinde farkettiğim bir artış var. Yeni mezun gençler (hatta öğrenciler) , profesyoneller ufak tefek projelerle internette yer almaya başlıyorlar. Girişimcilik özellikle sermayenin tabana yayılması ve eşit paylaşılması için makro ekonmik anlamda çok önemli. İnternet girişimciliğinin artması büyük bir fırsat. Sanırım kısa zamanda entegre olduğumuz global ağa katkı sağlayacak global projeleri de görmeye başlayacağız.
Türkiye’nin internetteki evrimleÅŸmesi devam ediyor. Bunun için daha fazla penetrasyon, daha fazla sermaye (VC) ve bolca giriÅŸimciye ihtiyaç var. Bugünlerde toplantılarda karşılaÅŸtığımız , fikir alışveriÅŸinde bulunduÄŸumuz onlarca genç giriÅŸimcinin ileride  global arenada boy göstereceÄŸine inanıyorum.
Arşimet 2200 yıl önce  dünyayı yerinden oynatmak için bir kaldıraç istemişti.
Bu gençlerin dünyayı değiştirmek için bir dayanak noktasına ihtiyacı var.
Söyler misiniz dayanak noktası oluşturmak adına artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmedi mi?
  • Share/Save/Bookmark

reading-the-newspaperDüşünüyorum en son ne zaman gazete aldım diye.  3 hafta oldu sanırım. Ne zaman okudum en son gazete diye düşünüyorum.  Geçen hafta bir toplantı öncesi beklerken biraz göz gezdirmiştim beklerken.

Her ne kadar ülkemizde kolkola yürüseler de Gazete’lere en büyük darbeyi televizyon vurdu.  90 lı yıllara kadar tek kanal olan ve yaygınlığı sınırlı olan televizyona göre gazeteler “haber” taşımakta ve iletmekte daha geniÅŸ kitlelere ulaÅŸabiliyorlardı.O yıllarda “Haber” hala satılabilir bir ÅŸeydi. Gazeteyi, ülkede ve dünyada neler oluyor diye satın alan insanlar vardı. Sonra kanallar arttı. Haber kanalları çıktı. Üstüne üstük İnternet denen canavar bilginin dolaşımını hızlandırdı.Haber bültenleri saat başı yayınlanmaya baÅŸladı. Canlı yayınlar, canlı baÄŸlantılar baÅŸladı.

Ve tüm bunların sonucunda GAZETE HABERLERİ BAYATLADI.

Düşünsenize gazete alıyorsunuz ve 1 gün önce tükettiğiniz haberleri okuyorsunuz. Hatırlıyorum eskiden ÖSS sınav sonuçları bile gazete ile yayınlanırdı. Haberi size gazete sunardı. Bugünün dünyasında artık kimse gazeteden haber almıyor.

O sebeple sorarım size Köşe yazarları dışında gazetenin içinde ne kaldı?

  • Share/Save/Bookmark

adam fawerOkan Bayülgen’in konuÄŸu Olasılıksız ve Empati kitaplarının yazarı Adam Fawler  idi. Olasılıksız kitabını bir solukta okumama raÄŸmen Adam Fawler hakkında çok fazla bilgi sahibi deÄŸildim. Okan’ın programında öğrendim ki  ABD li yazarın Empati isimli kitabı Amerika da yayınlanmamış.

Amazon.com’a girip kontrol etme ihtiyacı hissettim. Olasılıksız vardı ve Empati yoktu.  Bu arada Okan’ın programı akmaya devam ediyordu. Türk okurlarının onu TUTKU ile karşıladığını söyledi Adam Fawler. Kitaplarının en çok okunduÄŸu ülke Türkiye olmuÅŸ. Empati kitabı ise sadece Japonya , Türkiye ve Almanya da basılmış. (Wikipedia der ki: “His second novel, Empathy, has been published in 2008 in German, Japanese and Turkish” )

Amerikalı bir yazarın kitabı kendi ülkesinde basılmıyor ancak Türkiye’de basılıyor. Neden diye sordum kendime?

Olasılıksızı okuduysanız bilirsiniz olasık teoremi vb soyut konular ağırlıklı olarak kitabın çerçevesini çiziyor. Matematik bilmeden bu kitabı okumak ne yazık ki pek mümkün değil. Daha doğrusu kitabın analaşılabilmesi için temel matematik  neredeyse şart.

Ve bakar mısınız en çok okunduğu ülkelere.  Türkiye Almanya ve Japonya.

ABD’nin son 50 yılına baktığımızda üstün baÅŸarıların ve geliÅŸmelerin Mühendisler sayesinde yaratıldığını görüyoruz. Son 20-25 yıllık süreçte  Amerika hızla “sözel”leÅŸmeye baÅŸladı. Amerika Üniversitelerinde mühendislik önemini gitgide kaybediyor. Bilimsel ve ticari geliÅŸmede ülkelerin lokomotifi olan Mühendislik fakülteleri gitgide zayıflıyor. İşletme ve Hukuk fakülteleri önem kazanıyor.

EÄŸitim sisteminin saÄŸlıklı çalışması baÅŸka bir konu olsa da Türkiye’deki eÄŸitim sisteminde Matematik’in önemi tartışılmaz. ÖSS sonrası yerleÅŸtirilen öğrencilerde Mühendislik Fakülteleri oldukça popüler. Biraz ÖSS kılavuzu karıştırdıysanız görürsünüz , Sayısaldan yerleÅŸtirilecek bölümler Sözel ve EÅŸit ağırlığın 2-3 katıdır. Tüm bu veriler ışığında Türkiye’de matematik eÄŸitimi önemlidir.

Bence Türkiye’nin eÄŸitimin sisteminin hala sayısal ağırlıklı olması büyük avantaj. Sermayenin dolaşım imkanları arttıkça bu sayısal güç bizim için çok güçlü bir avantaj olacak.

“Hayatta bu ne iÅŸimize yarayacak hocam!” dediÄŸimiz bir sistemin belkide en büyük yararını gelecek 10 yılda göreceÄŸiz. Acaba Almanya ve Japonya gibi mühendisliÄŸin (özellikle ağır makine vb) geliÅŸmiÅŸ olduÄŸu ülkelerin tahtına Türkiye talip olabilecek mi?

(saat:3 ü geçmiş. kafa dağınık. yazım hataları, düşük cümleler ve bir yere varmayan yazı için özür.)

  • Share/Save/Bookmark

degisim

GeçtiÄŸimiz hafta Sarper ile yoÄŸun bir toplantı gündemi ile Ankara’da idik. Gerek yol boyunca , gerekse döndüğümüzde İstanbul’da arkadaÅŸlarla yaptığımız sohbetlerde internet, yeni nesil, eÄŸitim vb benzeri konulardan konuÅŸma ve fikir alışveriÅŸinde bulunma ÅŸansı buldum.

Tarih öncesi dönemde bilgi azdı. İletişim ve bilgiyi saklama imkanları azdı. Ne bilgi üretilebiliyor ne de paylaşılabiliyordu. Anlamsız sesler zamanla ifadelere ve dile doğru evrilirken , bilgi yavaş yavaş nesilden nesile aktarılmaya başladı. Yazının icadı ile bilgi saklanabilir ve uzak coğrafyalara iletilebilir oldu. İletişimin artması ve yaygınlaşması ile birlikte bilgi üretimi hızlanmaya başladı.

İlk çaÄŸdan yavaÅŸ yavaÅŸ orta çaÄŸa geldiÄŸimizde dünyayı deÄŸiÅŸtiren “matbaa” karşımıza çıkıyor.  Matbaa ile bilginin kopyalanması , dağıtılması ve uzak coÄŸrafyalara gönderilebilmesi mümkün oluyor. Bilgi saklanabiliyor ve yeni bilgiler üretebilmek için iÅŸlenmeye mümkün hale getiriliyor. Matbaa iletiÅŸimi hızlandırıyor ve bilgi özgürleÅŸiyor.  Yeni icatlar buradan sonra gerçekleÅŸmeye baÅŸlıyor…

Buhar makinesi , elektrik , telefon , radyo , televizyon , bilgisayar , arpanet , web ….

Her yeni icat iletişimi ve bilgiyi arttırıyor. Bugüne geldiğimizde internet sayesinde iletişim hiç olmadığı kadar hızlı , bilgi hiç olmadığı

kadar çok ve hiç olmadığı kadar hızla artıyor. 50 yıl önce bilgiye ulaÅŸmanın fırsat olduÄŸu dünyada artık problem bilgi yığının içerisinden doÄŸru bilginin seçilebilmesi ve iÅŸlenebilmesi. Binlerce yıldır bilgiyi saklayan yazı dijitlere dönüşürken , resim – video gibi ÅŸekillerde de saklanabiliyor , iÅŸlenebiliyor , iletilebiliyor.

Yazı , televizyon , radyo gazete gibi ileten kanallar yerini internet ile birlikte iletiÅŸen bir dünyaya bırakıyor. Friedman’ın tespitinde olduÄŸu gibi UPLOAD dünyayı deÄŸiÅŸtiriyor. Firmaların ya da uzmanların içerik yarattığı internet artık kullanıcıların yarattığı ÅŸekle bürünüyor.

Myspace , Facebook , youtube  tamamen “user generated content” ile oluÅŸmuÅŸ siteler.  Kullanıcıların yarattığı içerik ile birlikte büyük bir bilgi patlaması yaÅŸanmakla beraber internet dünyayı demokratikleÅŸtiriyor.

Bundan 10 yıl önce kız arkadaşınızla fotoÄŸrafınızı internete yükleyeceÄŸiniz ve herkesle paylaÅŸacağınız söylense sanırım hiç birimiz  inanmazdık.  Bugün Twitter’dan , Friendfeed ve Facebook’tan yediÄŸimiz, içtiÄŸimizden tutunda izlediÄŸimiz filme kadar tüm hayatımızı paylaşıyoruz. BeÄŸendiÄŸimiz ÅŸarkıyı , kısa bir videoyu , bir blog yazısını hızla tüketip hızla paylaşıyoruz.

Tamda bu sebeple bilgi çok hızlı iletiliyor. Bilginin “DOÄžRU” olması baÅŸka bir yazı konusu ama evrimleÅŸen dünyada iletiÅŸim tek yönlü olmaktan çoktan çıktı. Haber kaynağı GAZETE tamamen öldü. Artık kimse maç sonucuna bakmak için ya da BaÅŸbakan acaba ne demiÅŸ diye gazete almıyor. Düşünün ülkemizde ”E-muhtıra” yı bile gördük.

Dünya artık daha hızlı dönüyor. Hayat daha hızlı akıyor. Bilgi tüm sınırları kırıyor , paylaşılıyor ve paylaşıldıkça değer yaratıyor.

GeleceÄŸi algılarken “eski kalıp” gözlüklerimizi çıkartmanın zamanı gelmedi mi?

  • Share/Save/Bookmark