Televizyonda haberleri izlerken Başbakan bas bas bağırıyordu. ’ ‘Ne yapayım, köşe yazarına hâkim olamıyorum’ diyemezsin. ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’, diyeceksin. Niye? Çünkü bu ülkeyi germeye, ekonomiyi germeye kimsenin hakkı yok. Buna müsaade etmeyiz. Çünkü bir anda dengelerin ekonomik olarak ne hale geldiği ortaya çıkıyor. Köşende yazı yazanın maaşını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye geldiğinde buna hakkın yok.”
Aklıma 2001 krizi geliyor. Hüsamettin Özkan’ın Halk Bankası üzerinden Sabah-ATV grubuna verdirttiği krediler. Özgür basını besleyen iktidar. Karşısında uçan anayasa. Ve çöken bir hükümet. Kemal Dervişli mesih günleri.
İktidar olarak medyayı besleyeceksin. Enerji ihaleleri vereceksin, Petrol işi olacak, arazi işi olacak. Bunları vereceksin ki medya senin yanında olsun. Ha medya senden yana değil mi? Göndereceksin vergi müfettişlerini. Göndereceksin TMSF yi. Akıllansın adam olsun.
Kollektif Bilinci hiç duydunuz mu bilmiyorum. Tanımı şöyle “insanda, birey olarak ruhi hayata ait olayları aşan ve zümrenin ortak düşünce, istek ve heyecanlarını temsil eden ortak bir bilinç”. Yeni yeni farkediyorum ki herşey bu kollektif bilince işlenmiş durumda. Tabularımız , ikonlaştırdıklarımız , siyasi iklim , politikacıların davranışları. Hemen bir kaç örnek verelim.
Tespit: A partisi kendi adamlarını devlete yerleştiriyor. Kendi yandaşlarını işe alıyor.
Kollektif bilinç: B partiside olsa aynısını yapardı.
Tespit: İktidar ihaleleri kendi yandaş firmalarına veriyor.
Kollektif bilinç: B partisi olsaydı yandaşlarına verirdi. Ona rağmen iş bitmezdi. Bu adamlar yediriyor ama en azından iş görüyor.
En cahilinden, en okumuşuna, en fakirinden en zenginine, gencinden yaşlısına kimle konuşsanız benzer cevapları alıyorsunuz. Toplumsal bir kabullenme hali var bu gidişatı. Bu sebeple iktidar değişse de sonuç değişmiyor. Düzen değişiyor, düzülen değişmiyor.
Gelelim en başa. Medya iktidar ilişkileri de kollektif bilinçten payına düşüne almış durumda.
Her yazarın bir etiketi var. Laik , liboş , dinci vb.
Her yazarın bir etiketi var, ev, araba, tatil…
İktidarı alkışlamak ve iktidarın nimetlerinden faydalanmak dönemi bir kısım medya için bitmiş durumda. Başbakan o sebeple bas bas bağırıyor medya patronlarına: “Sen maaş veriyorsun bu adamlara , sonra feryat edip ağlama.”
Doğru mu, yanlış mı? Sansür mü? Basın özgürlüğüne darbe mi? Köşe yazarlarına ince ayar mı? bilmiyorum.
Zaman iktidarın nimetlerinden uzak kalma zamanı.
Değerli köşe yazarı.
Plazadaki odandaki o güzelim koltuktan birazcık doğrul. Önündeki bilgisayardan internete gir.
5 dakikada bir blog oluştur kendine.
Dünyayı değiştiren gücün, demokrasinin ve özgürlüğün bir parçası ol.
Hiç düşünmeden yaz istediğin şeyleri.
Unutma internette patron sensin. Yazı işleri sensin. Reklam müdürü sensin.
Kimse seni blogundan kovamaz. Kimse sana şunu yaz diyemez. Kimse senin kalemine fiyat biçemez.
Eğer sen biraz cesaret edebilirsen. Eğer dik durabilirsen. Ve eğer kendi iktidarından vazgeçebilirsen.
—– Genel bir yazıdır. İşini doğru yapan basın emekçilerini tenzih ederim.
