Archive for May, 2010

Sosyal Mastürbasyon – 13+

Biraz araştırma yaptım yazıyı yazmadan önce. Masturbasyonun tarihi sandığımdan da eskilere dayanıyormuş.  Örneğin mısırlılar güneş tanrılarına yaptıkları törenlerde kullanıyorlarmış. Sümerler tanrıları Enki’nin boşalması ile birlikte nehirlerin aktığını düşünüyorlarmış.*

Fizyolojik açıdan bakında en basit anlamda “cinsel organın genelde orgazm oluncaya kadar uyarılmasıdır.” Başka bir deyişle masturbasyon bedenin ve zihnin aldatılması sürecidir. Bu aldatma türün devamını sağlamak için ”orgazm” gibi bir ödül ile son bulur. Orgazm sonrasında mutluluğu pekiştirmek için “seratonin hormonu” salgılanmaktadır.

Günümüzde ise kendi kendini tatmin cinsel bir durumun dışında da hayatımızın içinde. Yapmak ile “gibiymiş gibi” yapmak arasındaki çizgi gitgide kayboluyor. Örneğin televizyondaki spor programlarında “ben olsam” ile başlayan cümlelerde teknik direktör olunuyor, futbolcu olunuyor, goller atılıyor, tranfer paralı ödeniyor. Yapma imkanı yok yapar gibi oluyor böyle.Bir başka tarafta PKK sorunu çözülüyor, ekonomi düze çıkıyor, işsizlik bitiyor. Hatta yeni bir program var şimdi “Evcilik Oyunu”. Ortada evlilik yok, evliymiş gibi yapmak var.

Gelelim mastürbasyonun sosyal tarafına.  Eskiden e-postalar ve sözlükler vardı sadece. Bugün çok gelişti efenim. “social media” oldu. İçimiz dışımız twitter oldu. Facebook sağdan, myspace soldan hayatımız online. (bkz:fanus) Sözlük ya da mail gurusu yok ama bu “social media”‘nın guruları bile var.

Uzun uzun anlattıktan sonra benim açık ve net diyeceğim şudur:

Kan aranıyor, kanserli ikiz kardeşleri iyileştirelim e-postalarını iletmekten tutunda, “Eminim  Atatürk’ü seven bir milyon kişi bulabilirim” gruplarına abone olmaya, gündemdeki çevre, saldırı, şehit, terör olaylarını “re-tweet” etmekten, sözlük entrylerinde vatan millet edebiyatı yapmaya kadar her yerde karşıma sıklıkla çıkan şey “SOSYAL MASTÜRBASYON”.

Klavye başında şişik egolar ile sosyal organlarına mastürbasyon yaptırıyorlar.

“Çevremizi temiz tutalım”  -   Like efenim like.
“Kitap okuma kampanyası” – Comment: lütfen arkadaşlar herkese kitap okutalım. :)
“İnsani yardım yolda” – Like – Like – Like. Comment: O insanların kılına zarar gelse İsraile savaş açarız.
“Tekel işçilerine destek” – Like – Like -Like.
“Hepimiz Hrant’ız” – Ben, ben, ben.

Klavyenin başında sosyal sorumluluk yapmak çok kolay. Basıyorsun like’a , altında hemen Paylaş butonu var. Ohhhh ne ala memleket. Bir şeyi yapmaktansa “yapar gibi görünmek”  daha kolay. sosyal mastürbasyona yeni başlayanlara ek olarak “ÖTEKİLEME” yi öneririm. Çok daha iyi sonuç verir.

Tartıştığınız kişiyi vatan haini, sizi vatansever yapar.
Biriniz Atatürkçü olur, diğeri ikinci cumhuriyetçi.
Biriniz faşist diğeriniz özgürlükçü.

Hadi durmayın klavyenizin başında.
Şakşakçılarınızla birlikte “sosyal boşalma” zamanı.

Yeni yazı: “Sosyal ağlarda linç”

*Meraklısına:http://www.afraidtoask.com/masturbate/History.htm


Kolektif Bilinç ve Markalar

2-3 haftadır markayı nasıl algıladığımız ile ilgili düşünüyorum. Genelde bu konu ile ilgili pazarlamacıların tutumu markanın bireysel algı olduğu yönünde. Haksızda sayılmazlar. Onlarca reklam , onlarca kampnya promosyon hepsi satın alma davranışını bir tutuma çevirmek için değil mi?

Son zamanlarda kafamı kurcalayan şey kolektif bilinç ve marka ilişkisi. Daha önce de kollektif bilinç hakkında bir şeyler karalamıştım. Burada wiki makalesine göz atabilirsiniz.

Markanın yarattığı fayda , hissettirdiği değer, kullanıcı deneyimi elbette çok etkili. Diğer taraftan marka algısının büyük kısmının yukarıda bahsettiğim kolektif bilincin parçası olduğunu düşünüyorum. Aşağıdaki markalar ile ilgili düşünceleriniz nedir?

-Garanti   /  İşbankası

- IBM / Casper

- Pierre Cardin  /  Kiğılı

- Avon / Elidor

- ODTÜ  / Abant İzzet Baysal

Bu markalar ilk aklıma gelenler. Sizce neden ODTÜ , Abant İzzet Baysal’dan daha iyi bir marka? Bu marka ile hiç tecrübeniz yok. Reklam yok. Kampanya yok. Ya da neden İş Bankası’nı devlet bankası gibi hissediyorsunuz. (belki müşterisi bile değilsiniz.) IBM mi pahalı Casper mı? IBM mi daha teknolojik? Pierre Cardin ne den daha elit gibi geliyor kulağınıza?

Markanın tamamen kolektif bilinçten oluştuğunu söylemiyorum yanlış anlamayın. Algımızı etkileyen önemli bir faktör olduğunda ısrarcıyım. İkna edemedim mi?

Recep Bey – RTE – Tayyip bey ve Erdoğan farkını ne yaratıyor peki?

Not:Yazıdaki resim ilginç bir çalışma. incelemenizi öneririm. http://swarmsketch.com/


Çevre devrimi mi ekonomik evrim mi?

Rusya Devlet Başkanının Türkiye ziyareti ile  Nükleer santral konusu tekrar gündeme geldi.

Santral konusunda kafalar karışık. Uzun yıllardır gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde güvenle (?) kullanılan bu teknoloji ile enerji üretimi gerçekleştirilmekte. Alternatifleri hidroelektrik santralleri , güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ilk benim aklıma gelenler.

Türkiye’nin enerji üretiminin büyük kısmı fosil yakıtlardan elde edilmekte. Petrol ve doğalgaz gibi kaynakları ithal ettiğimiz içinde enerji maliyetlerimiz ne yazık ki oldukça yüksek.

Global rekabet ortamında güçlü olabilmenin yolu maliyet minimizasyonu ile mümkün. Hem sanayi için hem de tüketiciler için enerji maliyetlerinin düşürülmesi şart.

Fosil kaynakların sınırlı olması ile ilgili olarakta gelecek dönemde petrol vb ürünlerin fiyatlarının sürekli yukarı yönlü olacağını söylersek yanlış yapmayız sanırım. Bu artış bizim üretim ve tüketim maliyetlerimizde de artışa sebep olacak.

Çevre konusunda tüm dünyada gelişen bir bilinç var. Daha az karbon salınımı , daha çevreci ürünler, sürdürülebilir kalkınma kavramları artık sıklıkla tartışılan konular. Bu tartışmaların ve bu konuda atılan adımların tıpkı petrol fiyatları gibi artacağına şüphe yok.

Çevre – sanayi ikilemi nasıl çözülecek beraber göreceğiz.

Bu konuda benim tespitim daha çevreci olmak için insanların daha fazla ücret ödemeye razı olmadığı yönünde. Muhtemelende insanlar bu şekilde davranmaya devam edecekler.

Çevre konusundaki başarı model sağda gördüğünüz “TASARRUF” ampülleri gibi pazarlanan ürünler ile olacak. Tüketiciler bu ampülleri daha çevreci olduğu için mi yoksa elektrik faturalarında yaptığı indirim sebebi ile mi tercih ettiler?

Yukarıdaki sorunun cevabı dünyanın nasıl şekilleneceğinin yanıtı aynı zamanda. Çevreci ürünleri yeni bir “pazarlama” aracı olarak kullanmanın yerine “faydalı” hale getirilmeleri bence şart.

Tam da bu sebeple çevre konusunda “devrim” yerine ekonomik bir “evrim” başarılı olacak.

Çevre konusunda evrimleşmek dileği ile.


  • Archives

  • Copyright © 1996-2010 Mustafa Su. All rights reserved.
    iDream theme by Templates Next | Powered by WordPress