Rusya Devlet Başkanının Türkiye ziyareti ile  Nükleer santral konusu tekrar gündeme geldi.

Santral konusunda kafalar karışık. Uzun yıllardır gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde güvenle (?) kullanılan bu teknoloji ile enerji üretimi gerçekleştirilmekte. Alternatifleri hidroelektrik santralleri , güneş enerjisi, rüzgar enerjisi ilk benim aklıma gelenler.

Türkiye’nin enerji üretiminin büyük kısmı fosil yakıtlardan elde edilmekte. Petrol ve doğalgaz gibi kaynakları ithal ettiğimiz içinde enerji maliyetlerimiz ne yazık ki oldukça yüksek.

Global rekabet ortamında güçlü olabilmenin yolu maliyet minimizasyonu ile mümkün. Hem sanayi için hem de tüketiciler için enerji maliyetlerinin düşürülmesi şart.

Fosil kaynakların sınırlı olması ile ilgili olarakta gelecek dönemde petrol vb ürünlerin fiyatlarının sürekli yukarı yönlü olacağını söylersek yanlış yapmayız sanırım. Bu artış bizim üretim ve tüketim maliyetlerimizde de artışa sebep olacak.

Çevre konusunda tüm dünyada gelişen bir bilinç var. Daha az karbon salınımı , daha çevreci ürünler, sürdürülebilir kalkınma kavramları artık sıklıkla tartışılan konular. Bu tartışmaların ve bu konuda atılan adımların tıpkı petrol fiyatları gibi artacağına şüphe yok.

Çevre – sanayi ikilemi nasıl çözülecek beraber göreceğiz.

Bu konuda benim tespitim daha çevreci olmak için insanların daha fazla ücret ödemeye razı olmadığı yönünde. Muhtemelende insanlar bu şekilde davranmaya devam edecekler.

Çevre konusundaki başarı model sağda gördüğünüz “TASARRUF” ampülleri gibi pazarlanan ürünler ile olacak. Tüketiciler bu ampülleri daha çevreci olduğu için mi yoksa elektrik faturalarında yaptığı indirim sebebi ile mi tercih ettiler?

Yukarıdaki sorunun cevabı dünyanın nasıl şekilleneceğinin yanıtı aynı zamanda. Çevreci ürünleri yeni bir “pazarlama” aracı olarak kullanmanın yerine “faydalı” hale getirilmeleri bence şart.

Tam da bu sebeple çevre konusunda “devrim” yerine ekonomik bir “evrim” başarılı olacak.

Çevre konusunda evrimleşmek dileği ile.