İddalı oldu biraz. Belki biraz da zorlama. Neden insanlar hayatları ile ilgili onlarca şeyi twitliyor, yediğini içtiğini paylaşıyor? Neden okuduğunu, gezdiği siteyi, az önce seviştiğini twitliyor?
Seneler evvel İzmir’de Konak Meydanına doğru yürürken bir duvar yazısı görmüştüm. Koskocaman duvarın kenarında “Ben Varım” yazıyordu. Şaşırmıştım gördüğümde. Anlam verememiştim. Ne demek ben varım?
70 lerde “Tek yol Devrim!” diye duvarlara yazan solcu gençler aynı şeyi söylüyordu aslında. “Ben varım!”.
“Seni seviyorum Şükran” yazan mahalle delikanlısı da aynı şeyi söylüyordu. “Ben varım!”
Yazmak, arkada iz bırakmanın ve varolmanın bir yolu.
TED de mutluluk üzerine harika bir konuşma vardı. Deneyimleyen benlik ile anımsayan benlik üzerine. O an için yaşadığınız deneyimin mutlulukla ilişkisini ve daha sonra bu deneyimi hatırlamamızın yarattığı mutluluğu anlatıyordu. Yaşadığımız deneyimleri anımsanabilir kılmanın yolu onları belgelemek. Yazı ile, fotoğraf ile, ufak bir video kaydı ile. Daha sonra tekrar dönüp baktığımızda o deneyimi anımsamak için bu belgelere ihtiyacımız var.
Bugünün hızlı, bol koşturmacalı dünyasında twitter farkında olmadan ikisini de başarmış gözüküyor.
Arkanızda var olduğunuza , ne yaptığınıza dair iz bırakmak ve daha sonra anımsanacak deneyimlerinizi saklamak.
Bir de siz düşünün bakalım “Life Stream”inizi neden herkesle paylaşıyorsunuz?